Bu bölüm nedir? İki tablodan ve bir sütun grafiğinden oluşmaktadır. Tablolar, Hürmüz Boğazı'ndan petrol ihraç eden ülkeleri ve boğazın küresel petroldeki payını gösterir; grafik ise bu petrolü hangi ülkelerin satın aldığını yıllar bazında sergiler.
Hürmüz'den günlük geçen petrol küresel tüketimin %20'sini, küresel petrol ticaretinin ise %27'sini oluşturmaktadır. Kriz yalnızca ham petrol ile sınırlı değildir: Katar'ın LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) ihracatı da Hürmüz üzerinden yapılmakta olup bu, dünya LNG arzının yaklaşık %20'sine karşılık gelmektedir. Dolayısıyla boğazın kapanması hem petrol hem de gaz piyasalarını aynı anda vurmaktadır.
Boğaz kapandığında alternatif güzergah seçenekleri son derece kısıtlıdır. Suudi Arabistan'ın Yanbu boru hattı petrolü Kızıldeniz'e taşıyabilmekte, ancak kapasitesi günlük 5 milyon varil ile sınırlı kalmaktadır — boğazdan geçen hacmin dörtte birini bile karşılayamamaktadır. Başta Çin, Hindistan ve Japonya olmak üzere Asya ülkeleri bu petrolün büyük bölümünü satın almaktadır; ancak bu durum krizi yalnızca Asya'nın sorunu haline getirmemektedir. Enerji fiyatlarının yükselmesi tüm dünyada eş zamanlı hissedilir. Bunun ötesinde Çin, küresel ölçekte en büyük üretici ekonomilerden biridir; enerji maliyetleri arttığında üretim maliyetleri de artar ve bu durum Çin'den elektronik, tekstil, makine ve tüketim malı satın alan her ülkeye doğrudan yansır. Hürmüz krizi bu nedenle yerel bir sorun değil, küresel bir ekonomik tehdit olarak değerlendirilmektedir.
İsrail açısından bakıldığında, Hürmüz krizinin tetiklenmesi; İsrail'in İran'a karşı eyleme geçmesi üzerine gerçekleşmiş olup İsrail'i uluslararası ekonomik baskının odağına yerleştirmiştir — zira boğazın kapanmasından zarar gören ülkeler aynı zamanda İsrail'in diplomatik ilişki kurduğu ülkelerdir.